Çarşamba, Şubat 20, 2008

Aşık Eden Tarifler Etkinliği...

PÜRELİ KÖFTE VE ÇİKOLATALI-KAKAOLU KEK

Ne güzel bir etkinlik konusu... Aşık eden tarifler... Minik kuş harika bir tema belirlemiş. Zaten bir yemek aşkla , sevgi ile yapıldıysa onu yiyen kişinin yemeğe de, yapana da aşık olmaması mümkün mü :)

Aşk güzel bir tema olmuş.. Aşk kavramı çok derin, şimdi girersek çıkamayız . Ama bir -iki cümle de etmek lazım.. Bence aşk çok az bulunan, herkese nasip olmayan , bazen hayatta bir kez karşımıza çıkan, bazen de maalesef hiç çıkmayan bir durum.

Aşkla ilgili söylenebilecek her şeyi üstadlar söylemiş zaten... Yazmışlar, çizmişler, bestelemişler... Hele hele bir şiir var ki aşk üzerine... Bayıldığım adam Murathan Mungan'ın bayıldığım şiiri "Yalnız bir opera"... Beni çok etkiler. Aşk üzerine yazılan şiirlerin en güzellerinden. Eski yazılarımdan birinde bu şiiri sizlerle paylaşacağımı söylemiştim. Şimdi zamanıdır.. Ve en çok sevdiğim kitabının da "Kırk Oda" olduğunu belirtmek isterim. Ona hayranım, sevgilerimi sunuyorum buradan.. Şiiri tariflerin sonuna, yazının sonuna ekleyeceğim. Okumak isteyenlerin ve bu muhteşem şiirden haberi olmayanların bilgisi olsun istiyorum...

İlk tarif Püreli köfte :

Tamamen uydurma bir tarif.. Bir kez yaptım ve çok beğendiğim için acil durumlarda kurtarıcı oluyor..
Malzemeler :
Püre için :
3 adet patates
2 havuç
50 gram tereyağ
1 su bardağı kaşar rendesi
Tuz

Köfte için :
250 gram kıyma
1 dilim ekmek içi
1 soğan rendesi
3 sarımsak
1 çay bardağı kaşar rendesi
1 çorba kaşığı zeytinyağ
1 yumurta
karabiber, kimyon, pul biber
Tuz ve bir miktar maydonoz

Püre için, önceden haşlanmış patates ve havucu henüz sıcaklerken soyup, bir kaba alıyoruz. Üzerlerine tereyağ, kaşar ve tuz ekleyip patates ezeceği ile eziyoruz. Püremiz hazır.. Son derece pratik...

Köfte için, tüm malzemeleri yoğurup, yağlanmış fırın kabına yayıyoruz. Fırında 200 derecede 40 dakika pişiriyoruz. Pişince, servise hazırdır. İster dilimleyin, isterseniz benim gibi yapın, konsepte uysun diye kalpli kalıplarla kestim.

Son olarak püreyi servis tabağına alın. Kalp şeklindeki köfteleri üzerine alıp, aşkınıza ikram edin :)
Afiyet olsun...


Yemek sonrası tatlı için çikolata tutkunlarına, miss gibi çikolata kokan yağsız ve hafif bir kek öneririm.


İçinde hiç yağ olmayan ve çok hafif bir kek.. Yoğun bir çikolata aroması var.

Malzemeler :

4 yumurta
1 su bardağı krema (200 ml)
1 su bardağı damla çikolata veya 100 gram bitter çikolata
1 su bardağı toz şeker
1/2 su bardağı su
5 yemek kaşığı kakao
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
Şeker, yumurta çırpılır. Un , kakao, vanilya ve kabartma tozu birlikte elenir. Daha sonra krema ve su eklenir.Kalıp yağlanır ve unlanır, hamur boşaltılır. 170 dereceye ısıtılmış fırında 1 saat pişirilir. Afiyet olsun...

İşte şiir :

YALNIZ BİR OPERA

Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

İmrendiğin, öfkelendiğin
Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
Yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
Dile dökülmeyenin tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
Gündeliğin başıboş ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
Biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki.
Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
Büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin.

Yaz başıydı gittiğinde, ardından,
Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
Yüzündeki küskün kedere, gür kirpiklerinin altından
Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
Çerçevesine sığmayan
Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
Lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu.

Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs.
Seni bir şiire düşündükçe
Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
Usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha.
Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
'Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen' notunu buldum kapımda.
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran zamanı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını.

Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı.
Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay,
Alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
bakışıyorduk.
Sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim şu kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
Bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz.

Kış başlıyor sevgilim
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
Oysa yapacak ne çok şey vardı
Ve ne kadar az zaman
Kış başlıyor sevgilim
İyi bak kendine
Gözlerindeki usul şefkati
Teslim etme kimseye, hiçbir şeye
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
Ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
Camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak....
Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
Çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
Para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,
Eşyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
Çağrışımlarla ödeşemezsiniz.

Dışarda hayat düşmandır size
İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
Kulak verdiğiniz saat tiktakları
Kaplar tekin olmayan göğümüzü
Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
Suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
Bakınıp dururken duvarlara
Boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
Unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
Unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
Kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
Başımıza gelmiş bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
Kendimizi hazırlar gibi.

Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
Ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
O tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
Hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
Göremeseniz de, bilirsiniz
Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.

Bana zamandan söz ediyorlar
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onalar da bilirler.
Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki
hançeri çıkartmak, Yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
Kolay değildir bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
Zaman alır.
Zaman alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, açılar dibe
çöker.
Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir.

Gün gelir bir gün
Başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
O eski ağrı
Ansızın geri teper.
Dilerim geri teper.
Yoksa gerçekten bitmissinizdir.

Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır anlamları, önemi
kavranır.
Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır.
Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır
Ölmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Günlerin dökümünü yap
Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
Kim bilebilir ikimizden başka?
Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi bir düşün
Emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir işe yaramadıysa
Demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda.

Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Solgun yollardan geçtim.
Bakışımlı mevsimlerden
İkindi yağmurlarını bekleyen
Yaz sonu hüzünlerinden
Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
Geçti her cağın bitki örtüsünden
Oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
Bakarken dünyaya
Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
Çicek adlarını ezberlemekten geldim
Eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
Unuttuklarını hatırlamaktan
Uzun uzak yolları tarif etmekten
Haydutluktan ve melankoliden
Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
Gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

Bu şiire başladığımda nerde,
Şimdi nerdeyim?
Yaram vardı, bir de sözcükler
Sonra vaat edilmiş topraklar gibi
Sayfalar ve günler
Işık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe...Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha şiir bitmeden.
Karardı dizeler.
Aşk...Bitti. Soldu şiir.

Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Ask yalnız bir operadır, biliyordum:
Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
Barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
Her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:
Eksiliyorduk
Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
Yani çoğalarak
Tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
Ağır ve acı tanıklıklardan
Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
Ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
Uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
Ödünç almadım hiç kimseden hicbir şeyi
Çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri...
panayır yerleri...
Ölü kelebekler...
Ölü kelebekler...
Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.

Adım onların adının yanına yazılmasın diye
Acı çekecek yerlerimi yok etmeden
Acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
İpek yollarında kuzey yıldızı
Aşkın kuzey yıldızı
Sanırsın durduğun yerde
Ya da yol üstündedir
Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
Ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.

Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta başka türlü geçilen
Aşkın bir yolu vardır
Her yaşta biraz gecikilen
Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
Gözlerim
Aşkın kuzey yıldızıdır bu
Yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
İlerlerim
Zamanla anlarsın bu bir yanılsama
Ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
Yeniden yollara düşerler
Düşerim
Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
Yaşamsa yerli yerinde
Yerli yerinde her şey
Şimdi her şey doludizgin ve çoğul
Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
Şimdi her şey yeniden
Yüreğim, o eski aşk kalesi
Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren.

Murathan Mungan

15 yorum:

mediha dedi ki...

ellerinize saglık çok güzel olmuş kekiniz, köftelerde çok güzel..iyi akşamlar sevgiler

ezgi uğurlu dedi ki...

edacım hem gözüm hem ruhum doydu sayende;))
köfte çok şık olmuş,keke bittim zaten inanılmaz lezzetli görünüyor.şiirse harika.ellerine saglık canım kocaman sevgiler

yeşim dedi ki...

aşık olduk bi kere daha
ellerine sağlık
sevgiler

semra mutfakta dedi ki...

ellerine sağlık ve güzel bir yazı olmuş murathan mungan'ı bende çok başarılı bulurum.

semra mutfakta dedi ki...

ellerine sağlık ve güzel bir yazı olmuş murathan mungan'ı bende çok başarılı bulurum.

sevdamavisi dedi ki...

Edacığım,
ellerine sağlık. kakolu keke bayıldım ve de köftelerin şekline.
canım ankarada bir buluşma düzenledim. katılmak istersen bloğumda ayrıntılar var. sevgiler..

elifin tarifleri dedi ki...

Köfteler de kek de enfes görünüyor.köfteleri kalp şeklinde yapmak çok hoş bi fikir.Ellerine sağlık...

SICAK PAYLAŞIMLAR AYSEL dedi ki...

BU HARİKA LEZZETLERİ KİM YESE AŞIK OLUR ZATEN EDACIĞIM :) ELLERİNE KOLLARINA EMEKLERİNE SAĞLIK... KÖFTELERİN SUNUMUNA BAYILDIM, KEK DE BROWNİ TARZINDA BİR KEK OLMUŞ SANKİ YANILIYORMUYUM??? (BEN BROWNİYE BAYILIRIM DA)

SICACIK SEVGİLER...

Evcilik Lezzetler dedi ki...

Eda'cım ben bayıldım bu köfteciklere vaktinde ben de denemiştim şu uzunca derin mevzu şiiri de rahatça okumak için de tekrar gelicem :))

Eda dedi ki...

Mediha'cım
Çok teşekkürler canım...Beğenmene sevindim, sevgiler

Ezgi'cim
Ruhu doyurabildiğime çok sevindim canım.En zorudur onu doyurmak :)
Sevgiler

Yeşim'cim
:) Canım ya, çok tatlısın..Sevgiler

Semra'cım
Yazımı beğendiğine sevindim, demek ortak noktamız var M.M. konusunda..ne güzel..
Sevgiler

Sevda'cım
Canım çok teşekkürler, uygun olursam katılmak isterim tabi, ne güzel olursizlerle tanışmak. Yine yapmışsın bir güzellik, iyi ki varsın..Sevgiler

Elif'cim
Sağol canım..Aşk etkinliği olunca köfteler de kalp şeklini alıverdiler :) Sevgiler

Aysel'cim,
Öyle mi dersin canım :)Ne güzel yazmışsın, sağol bitanem. haklısın kek browni tadında güzel bi lezzet ve çok hafif, dene, tavsiye ederim canım :) Sevgiler

Burcişş
Canım benim denemiş olmana hiç şaşırmadım :)) Bu şiiri sonuna kadar okuma sabrını gösterirsen, haber ver olur mu ;) Sevgiler canım..

ayseyaman dedi ki...

Eski aşklar gibi eski yazılarda hatırlanır, unutulmaz..:) diye başlıyorum yorumuma.
Aşk acısı gebertir adamı..Allah yardım etsin, akıl fikir versin, yaşatmasın böyle acılar kimseye, daha okurken içim bunaldı..
Bu acının üzerine ben 5-10 kalpli köfte, bir kaç dilimde kakaolu kek alir giderim...Ellerine paylaşımına sağlık canım..sevgilerle :))

Eda dedi ki...

Ayşe'cim canımm doğru diyorsun da, onsuz da olmuyor ki..Aşk da zaten içinde acıyı, tutkuyu her duyguyu barındırıyor, o yüzden adı aşk..O yüzden sevgiden farklı bişey dimi :)Allah kimseye aşk acısı vermesin ama çok haklısın bitanem..Öpüyorum kocamaaann sevgiler uzak diyarlara..

rabis dedi ki...

eda hanim iyi gunler
kekiniz hosuma gitti. yalniz benmi çabuk okudum yoksa un miktarini göremiyorum. söylermisiniz acaba ne kadar un kullanicam ?
tesekkur ederim

Eda dedi ki...

Merhaba Rabis, hoşgeldin :)
Çok özür diliyorum, nasıl da unutmuşum..Hemen düzelticem. 3-3.5 su bardağı elenmiş un canım. Unu çok dikkatli eklemek gerekiyor. Ben hep yavaş yavaş ekler, kıvama gelince, artsa da bırakırım kalanı..Kalıbın çok küçük olmasın ama..Beğendiğine çok sevindim
Sevgiler diliyorum..

mutfakcini dedi ki...

İlk önce köftelerin harika,aşk fışkıran köfteler:) İkincisi kekin süperrrr ,üçüncüsü şiirrr muhteşemmm çok severim murathan munganı.Çok romantik bi sayfa olmuş.Ellerine sağlık canımm ..